Text posted on 8.21.09

Millet Olmak

Ses var; ama kulak nerede? Bir gündemi olmasını arzulayan kim? Türkiye olarak adlandırılan ülke Türkiyeliğinde ısrarlı mı? Bu sorular bizi acilen millet meselesine götürür. Oysa Türkiye’de “millet” tarifi yapılmamış, çerçeveden mahrum bırakılmış, muhteviyatı kasıtlı bir biçimde çapraşıklaştırılmış bir meseledir. Millet dolayısıyla bir mesele karşısında olduğumuzu biliyoruz; ama karşımızdaki meselenin ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, yerkürenin hangi siyasî şekle bürüneceği bahsini tertip edenlerin, aynı zamanda Türkiye’de yaşayanların ne şekilde davranacaklarına da etkili olduklarıdır. Yerkürenin bir sistem tarafından kuşatıldığını inkar edemeyiz. Sermayenin göz açtırmaz hegemonyasını tesiste muvaffak olmasıyla yürürlükte kalan bu dünya sistemi, Türkiye’de yaşayan insanları müteaddit aşamalarda emri altına almıştır. Hayatiyeti sistemin emrinde olmakla sağlamayı gözetenler varsa, “millet” olmak onların mezarını kazacaktır. Millet olmaktan hayatiyet devşirenler çarkları kendi lehlerine çevirmeye güç yetirebilir. Sistemin işleyişinden yarar sağlayan toplumlar “millet” olma başarısına ermiş toplumlardır. Hiçbir milletin gökten zembille inmediğini, her toplum için geçerli olan bir millet olma süreci geçirildiğini hesaba katmak kaçınılmazdır. Dünya sisteminin gündemindeki Türkiye ile kendi gündemini oluşturmuş bir Türkiye, aynı şey değil. Birincisi için millete ihtiyaç yok, ikincisini ise sadece millet var edebilir. Millet Meselesine eğilmek, gözü kapalı sistem karşıtlığı yapılamayacağı gerçeğini yakalamanın ön şartıdır. Sistem karşıtlığı ifadesine başvurmak bir başka boyuttan haberdar olmak, belki de bir başka boyuta kavuşmak demektir.

O boyut olmadan kalınlık olmuyor.

İsmet Özel, Kalın Türk, Önsöz, Şule Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2006, sayfa 10-11.